Genel olarak yaralanma denilince öncelikle insanların bedenlerinde meydana gelen hasarlar akla gelmektedir. Bu tip hasarlar kesilme, delinme, yanma, kopma vb. olarak sayılabilir. Peki hukuk dilinde yara denilince sadece fiziki hasarlar mı göz önünde bulundurulacaktır? Bu noktada yaranın ne olduğunun tespiti için veya hangi olaylara yaralanma denilebileceğini belirlemek için bir tanıma ihtiyaç duyulmaktadır.

TDK’ya göre yara aşağıdaki gibi tanımlanmaktadır:

  • Keskin bir şeyle veya bir vuruşla vücutta oluşan derin kesik,
  • Bir şeyin iç veya dış yüzünde herhangi bir etki ile oluşan ve tehlikeli olabilen oyuk, gedik, yarık,
  • Vücutta işlemekte olan çıban,
  • 4- Dert, üzüntü, acı.

Tıp dilinde ise doğrudan yaralanma tanımı yapılmaktadır, bu tanıma göre yaralanma; deri veya müköz membranın sürekliliğinin bozulmasıdır.

İş kanununda yara veya yaralanmanın bir tanımı yapılmış değildir, buna karşılık ceza kanununda düzenlenen kasten ve taksirle yaralama suçlarından hareketle yaralanmanın bir tanımını yapmak mümkündür. Buna göre yaralanma; kişinin vücuduna acı veren, sağlığının veya algılama yeteneğinin bozulmasına sebep olan herhangi bir etki olarak tanımlanabilir. Bu tanımdan yola çıkılarak kısaca kişinin bedeninde meydana gelecek herhangi bir etki ile ortaya çıkan fonksiyon kaybına yaralanma denilebilecektir. Bu tanımdan sonra başta sorulan soruyu cevaplamak mümkün olacaktır, herhangi bir fiziksel etkiye maruz kalmaksızın oluşan psikolojik travmalar yaralanma olarak değerlendirilemeyecektir, diğer bir deyişle yaralanma yalnızca fiziksel etki ile ortaya çıkan hasarlardır denilebilecektir ancak bu hasar psikolojik bir hasar da olabilecektir.

Bu tanımdan faydalanarak iş kazalarında yaralanmaları tanımlamak da mümkündür. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda İş kazasının tanımı yapılmıştır:

MADDE 13

İş kazası;

a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,

c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

d) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır.

Bu madde ile yapılan tanıma göre iş kazası, kanunda sayılan hallerde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen veya ruhen engelli hale getiren olaydır.

Bu şekilde yaşanacak olan bir iş kazası sonucunda yaralanan kişinin tazminat hakkı doğmuş olacaktır. Maddi veya manevi tazminata hükmedilirken bir takım olgular dikkate alınacaktır, bu olgular şunlardır:

  • Tarafların kusur oranları,
  • Kazayı geçiren işçinin işgörmezlik oranı
  • İşçinin yaşı
  • İş kazasının meydana geldiği tarih
  • Tarafların sosyal ve ekonomik durumları

Mahkemeler yargılamalarda bu olguları dikkate alarak maddi veya manevi tazminat taleplerini hükme bağlamaktadır.

İş kazası sonucunda yaralanan işçinin talep edeceği maddi tazminat hangi zarar kalemlerini içerecektir? İş kazası sonucunda yaralanan işçide meydana gelen hasarın boyutuna göre kalıcı veya geçici işgörmezlik oluşacaktır. Eğer işçi yalnızca belirli bir süreliğine işten uzak kalıyorsa işten uzak kaldığı sürede aylık veya haftalık kazancında ortaya çıkan eksilmeyi işverenden talep edebilecektir. Yaralanan işçide sürekli olarak bir hasar meydana geldiyse, yani işçi sakat kaldıysa hesaplanacak olan kalıcı işgörmezlik oranına göre yoksun kaldığı muhtemel kazanç miktarı belirlenecektir ve bu kayıp işverenden talep edilebilecektir. İşçinin talep edebileceği diğer bir maddi tazminat kalemi ise iş kazası sebebiyle yapılmış olan tedaviye ait giderlerdir. Yaralanmalar sonucunda talep edilecek olan maddi tazminatlarda dikkat edilmesi gereken önemli bir unsur da zamanaşımı süresinin geçirilmemesidir. İş kazaları sonucunda oluşan zararların tazmini için öngörülen zamanaşımı süresi T.B.K. m. 146’da düzenlenmiştir buna göre zamanaşımı süresi on yıldır.